Category_computers

Programcılık Sertifikası Alacaklar Dikkat!

Kamuda görevde yükselmede istenilen Programcılık Sertifikası ile ilgili son günlerde yaşanan bazı sorunlarla ilgili kısa adı ÖZ-KUR-DER olan Tüm Özel Öğretim Kurslar, Hizmet İçi Eğitim Merkezleri, Dershaneler ve Etüt Eğitim Merkezleri Birliği Derneği Başkanı Hilmi ALPAN basın açıklaması yaptı.
Derneğin Genel Başkanı Hilmi ALPAN imzalı basın bülteninde şu ifadelere yer verildi.
Konuyla ilgili bizlere ulaşan şikayetler doğrultusunda ÖZKUR-DER olarak yapılan tespitler ile ilgili bir açıklamanın yapılması gereği duyulmuştur.
Son günlerde özellikle popüler olan Bilgisayar Programcılık Kursu kayıtları için bazı kurslar öğrenci kaydı alabilmek Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan sınavda;
· Yüzde yüz geçme garantisi verdiği,
· Sınavda çıkacak soruların kursiyerlere verildiği,
· Ayrıca sahte sertifika düzenlendiği,
yönünde bilgileri de bizlere ulaşmıştır.
Bu nedenle ihtiyaç sahibi kişilerin sertifika alırken sıkıntı yaşamamanız için aşağıdaki hususları dikkate almanızı öneririz.
Programcılık Sertifikası alacak programcı adayları lütfen aşağıda belirttiğimiz hususlara dikkat ediniz.
1- Programcılık Sertifikası 400 saatlik krediyi kapsar. Bu saatin altında verilen sertifikalar geçerli değildir.
2- Hiç bir kurum ya da kuruluş size %100 sınavdan geçme garantisi veremez. Sınavı Milli Eğitim Bakanlığı yapmaktadır. Sizi sınavdan geçme garantisi ile ikna etmeye çalışan kurslara itibar etmeyiniz. Milli Eğitim Bakanlığı ALO 147′yi veya ÖZKURDER i arayarak bilgi alabilirsiniz.
3- Yapılan eğitim ve belgelendirme işleminin bir bedeli vardır. 150 – 200 TL gibi ücretler bu bedelin karşılığı değildir. Bu nedenle bu miktarlarda sertifikayı vereceğini söyleyenlere itibar etmeyiniz.
4-Eğitim alacağınız kursun geçmişini araştırınız, referansa ve kaliteye önem vermenizi özellikle öneririz. Eğitim ve sertifika alacağınız kurumun web sitesini inceleyiniz, referanslarını sorgulayınız size telefonda her şeyin halledilebileceğini söyleyen kişilere itibar etmeyiniz. Ayrıca kendinizi MEB onayı olmayan sahte sertifikalardan koruyunuz.
5- Size sınavda çıkacak soruları vereceğini söyleyen kurslara kesinlikle itibar etmeyiniz, çünkü bu sebeple mağdur olan yüzlerce kişi vardır. Sorular Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından hazırlanmaktadır. Soruların daha önceden bilinmesi ihtimali sıfırdır.
Mağdur olmamanız diler.Hayırlı günler ve dersler temenni ederiz.

HİLMİ ALPAN

Özkurder Yönetim Kur.Bşk.

ozkurder (7)

Saygıdeğer Kamuoyuna Zorunlu Açıklama.

Son günlerde bazı kurum ve kuruluşlarından Özel Kurslar, Etüt Eğitim Merkezleri, Dershaneler ve Okullar hakkında yer alan haber ve yorumlarla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bu zorunlu açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur.

Özel Kurslar, Etüt Eğitim Merkezleri, Dershaneler ve Okullar, 625 Sayılı Yasayla kurulmuş Özel Öğretim Kurumlarıdır.

Özel Kurslar, Etüt Eğitim Merkezleri, Dershaneler Eğitim- Öğretim açısından Milli Eğitim Bakanlığı’nın, ekonomik ilişkiler açısından Maliye Bakanlığı’ nın, çalışanların sosyal hakları açısından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın gözetimi ve denetimi altındadırlar.

Kurumlarımız, Eğitim Kurumu olmanın disiplin ve titizliği ile özel kurum olmanın gereği olan kalite ve üretkenliği bünyesinde bütünleştirmiştir.

Bu nedenle kendilerini sürekli yenileyip geliştirmektedirler. Özel Kurslar ve Etüt Eğitim Merkezleri Öğretim ve Eğitim Kurumları olarak ülke gençliğinin eğitimine büyük katkı sağlamaktadırlar.

Özel Kurslar özellikle üniversiteye girememiş ve bir iş sahibi olamamış gençleri sokaktan, kahvehane köşelerinden, anarşiden uzak tutarak, devletin bile sahip çıkmadığı bu gençleri eğiterek topluma kazandırma görevini üstlenmişlerdir. Dolayısıyla, Kurslar ve Etüt Eğitim Merkezleri köklü bir eğitim anlayışına sahip olup; Vatanına, Milletine, Bayrağına, Atatürk İlkelerine, demokratik, Laik, Cumhuriyete bağlı gençler yetiştirmeye çalışmaktadır.

Kurslar ve Etüt Eğitim Merkezleri, her dönemde siyasal çatışmaların ve anarşinin dışında kalmayı başaran kurumlardır.

Özel Kurslar ve Etüt Eğitim Merkezleri çalışanları T.C. Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenleridir. Yıllarca bu ülkede, köyde, şehirde, Devlet Okulunda, Özel Öğretim Kurumunda Türk Çocuklarını yetiştirmek için uğraşan ve yine Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile Özel Kurs ve Etüt Eğitim Merkezleri’nde hizmet veren değerli insanlardır.

 Özel Kurslar, Etüt Eğitim Merkezleri ve Dershaneler her özel teşebbüste olduğu gibi kendilerine verilen vergi sorumluluğunu en üst düzeyde yerine getirmekte, eğitim ücreti olarak aldıkları paranın büyük miktarının çeşitli yollarla Devletimize geri dönmesini sağlamaktadırlar.

Hayatı boyunca hiçbir Özel Kurs ve Etüt Eğitim Merkezlerinim kapısından içeri adım atmayan; Özel Kurslar ve Etüt Eğitim Merkezlerinin çalışmalarını incelemeyen bir kısım kişiler Özel Kurslar ve Etüt Eğitim Merkezleri hakkında bilgiçlik yapmanın bilgelik olduğunu zannetmektedirler.

Üzülerek belirtelim ki;

Yasalara aykırı faaliyet gösteren Dernek, Vakıf, Belediye gibi kurumların kurs ve dershane faaliyetleri gün geçtikçe büyüyen bir pazar oluşturuyor.Bütün bu kurumların yaptığı Kaçak Eğitimin Cirosu 600  – 750 Milyon TL’dir.

(Bu paranın 625 sayılı kanunla açılmış olan kurumlara aktarılması ile 90-105 Milyon YTL civarındaki meblağ devlete kurumlar, muhtasar, K.D.V. gibi vergilerle ek gelir sağlayacaktır.)

Son yıllarda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanların sayısının arttığını görüyoruz.

Bu bağlamda, yasal kuruluşlar olan Özel Kurslar, Etüt Eğitim Merkezleri, Dershanelerle yasal olmayan özel ders ve kurs veren (T.C. Anayasasının 42. Maddesinde yer alan “Eğitim ve Öğretim, Atatürk İlkeleri ve İnkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” 17.12.1997 tarih ve 62110 sayılı Milli Eğitim Bakanı Sayın Hikmet ULUĞBAY imzalı Genelgeye rağmen) belediyeler, vakıflar, dernekler, bürolar ve hatta bazı üniversiteler (625 Sayılı Yasaya tabi olmayan) ile evlerde özel ders verenleri ayırt edemeyenler, yasal kurumlarla, kaçak yapılan faaliyetleri özellikle aynı kefeye koyma yanıltmasını bilerek yapmaktadırlar.

Özel Kurslar ve Etüt Merkezleri, Dershaneler üst düzeyde eğitim ve öğretim yapan, çağdaş Türkiye’yi Ulu Önder Atatürk’ün emaneti olan Cumhuriyeti koruyacak bilinçte gençler yetiştiren yasalara saygılı kurumlardır. Bu kurumlar, bundan sonra da çağdaş bir eğitim sistemiyle gençlerimizin hizmetinde olmaktan gurur ve onur duyacaklardır.

 Kamuoyunun sağ duyusuna sunulur.

NGO-operators-in-Brussels-promoting-Council-of-Europe-s-No-Hate-Speech-campaign_full_page

Örgütlü Sivil Toplumun Dayanılmaz Ağırlığı!

Bu ülkede insanlar, her türlü kanunsuzluğa, haksızlığa, yolsuzluğa, yönetenlerin vurdumduymaz ve dediğim dedik anlayışına alıştı ve düzen bu şekilde olduğu için de yeni yetişen gençlikte buna alışıyor. Her ne hikmetse örgütlü olmaya ve örgütlülüğün gücünü görmeye alışamadı- alışamıyor. Buna rağmen tek başına bir şey yapamayacağını görerek bundan on-onbeş yıl önce memurlar sendika kuracak deselerdi kim inanırdı. İnsanlar yeniden örgütlenmeyi başardılar ve artık örgütlülüğün gereğini kavramışa benziyorlar. Bu, bütün toplum kesimleri için belli oranda kavrandı gibi. Örgütlülüğün içinde olsun ya da olmasın bütün arkadaşlar örgütlü olmanın gereğine inanıyordur. İnanmakla kalmayıp, birçok konuda bir şeyler yapmak istediği halde, tek başına çaresiz kaldığında bunu yıkıcı bir sorun olarak yüreğinde hissediyordur. Öyleyse belli insanların çeşitli zorluklarla ayakta tutmaya çalıştığı derneğe neden sahip çıkmıyor, çıkılmıyor? Neden maddi ve manevi olarak desteklemiyor? Neden aktif olarak çalışmalarına katılmıyor türü sorular, cevapsız birer soru işareti olarak boşlukta asılı kalıyor. Hiç kimse kimseden tüm gününü, mesaisini derneğe harcamasını istemiyor – isteyemez de. İşte bu noktada insanı kısaca bir tanımlamak gerekiyor.

“İnsan Sosyaldir.” İnsanın sosyalliği toplu olarak bir arada yaşamasındadır. İnsan kendini ne derece sosyal kılarsa, ne derece günlük olağan yapılması gereken işlerin dışında aktivitelere katılırsa o derece işlevselleşir. Ve gelişir. O derece özgürleşir, yaşamını yaşanılası kılar ve sosyalleşir. Kimse bana karşılaştığı hiçbir Kurs, Dershane, işletmesi veya yönetici arkadaşının, merhaba nasılsın sözünden sonra işten, angaryadan ve bunaldığından söz etmemiş olduğunu söyleyemez. Öyleyse yapılması gereken; o günlük yaşamın hengamesinden bir nebze olsun sıyrılabilmek için kendimize farklı alanlar açmaktır. Bu alan sadece dernek olsun demiyoruz. Ama dernek bunlardan biri olabilir.

Günümüz insanı örgütlü olduğu oranda sosyaldir. Örgütlü olduğu oranda toplumun işlevli parçasıdır. Örgütlü olduğu oranda kendini ifade eder ve isteklerini dile getirip onları elde etmek için mücadele eder. Çünkü değişen dünyada örgütlü olduğunuz sürece var olmak, ayakta kalmak ve kendinizi ifade etmekle karşı karşıyasınız. Kaldı ki; bazen örgütlü olmanıza rağmen sesinizi duyuramıyor ve isteklerinizin karşılanmasında söz sahibi olamıyorsunuz. Kendi alanımızdan örneklersek; angaryalardan yakınırız ancak örgütlü olmadığımız için bu angaryaları getiren yasaların çıkarılmasında bir sözcüğün dahi istediğimiz doğrultusunda değiştirilmesini veya çıkmasını sağlayamayız. Sonra da dönüp birbirimize yakınırız. Aklımızı ve beynimizi özgürleştirerek, bize ters olanı, yanlış olanı, insanın iyiliği ve mutluluğu için olmayanı eleştirebilmeli ve karşı çıkabilmeliyiz.

Unutmayalım ki; bilim kuşkuyla vardır ve kuşkuyla gelişir. Bütün bunları en iyi, en etkili yapabilmenin yolu örgütlü olmaktan geçer. Bitirirken, buradan dernek üyesi olsun veya olmasın bütün arkadaşlara çağrıda bulunuyorum. Örgütlü olmanın bilincinde insanlar olarak derneğimize üye olmaya, üye bulmaya ve dernek yönetimine seçilen arkadaşlara yardımcı olmaya çağırıyoruz.

hoşgörü1

Hoşgörü ve Uzlaşma En Temel Sorunumuzdur.

İster bireysel olsun isterse de toplumsal, olmayan şeyler daima arzu edilir. En çok olmasını arzu ettiğimiz şeyleri ağzımıza sakız ederiz, çünkü yok olan odur.

Ülkemiz insanlarının en çok istediği ve arzu ettiği şeyde hoşgörü ve uzlaşmadır. Yok olanda odur, yaşanan kültür değerleri olarak hayat bulmayan en temel sorunlarımız hoşgörü ve uzlaşmadır.

Hoşgörü ve uzlaşmanın bir erdem ve bilgeliğin gereği olduğunu bilmemize rağmen, yaşamın kültürel değerleri olması yönünde en az çaba harcadığımız şeylerin başında gelir. Bu nedenle ülkemiz ve insanlarının sorunları bir türlü çözülemez.

Sorun üstüne sorun üretmek bela ve musibetlerle dolu bir yaşam sürmek, acılarla dolu arabesk bir yaşamı benimsemek ortak kaderlerimiz oluyorsa, Hoşgörü ve Uzlaşma kültürünün yaşam biçimi olmamasındandır.

Hoşgörü uzlaşmanın temelidir. Hoşgörü bir yaşam kültürü olarak benimsenmedikçe ve toplumsal kültürün temel unsuru olmadıkça, uzlaşmaya varılması pek mümkün olmayacağı gibi yaşam kültürü olabilmesi de hemen hemen imkansızdır. Bireysel ve toplumsal olarak da hoşgörünün ne olduğunu tam olarak ta anlayabilmiş değiliz. Farklı fikir, düşünce ve eylemlere katılmamayı ama saygı duymayı hoşgörü olarak değerlendiririz. Pek çoğumuzun yaptığı şudur:

“katılmıyorum” veya “katılmam mümkün değil” diye söze başlar ve kendi dayatmalarımızı kabul etmeye çalışarak yoğun çaba sarf ederiz, kabul ettiremediğimiz zaman diğerlerinin fikirlerine saygı duyduğumuzu nezaketen söyleriz. İşte bu nedenle de nezaketen söylediğimiz şeyleri de hoşgörü zan ederiz.

Dayatmalarımızı ertelemeyi, ısrardan şimdilik kendi isteğinizle vazgeçmeyi ve bunu nazikçe söylemeyi hoşgörü olduğunu zanneden bir birey ve toplum, hoşgörü ve uzlaşma kültürünü asla yaşam tarzına dönüştüremez. Nezaketen söylediğimizle içimizde sakladığımız şeyler çok farklıdır.

Asıl söylemek islediğimizi hep içimizde saklarız. Karşımızdaki farklı görüş sahibi de bunu pek iyi anlar ve o da kendi arzusunu içinde saklar, tıpkı kendimizin yaptığı gibi. Vermek istediğimiz ve nezaketen söylemek zorunda kaldığımız “saygı duyuyorum” mesaj şudur. “şu anda sana gücüm yetmiyor, sana haddini bildirmeyi şimdilik erteliyorum, ama bundan vazgeçmiş değilim, yakında görürsün.”

Haddini bildirme arzusunu ertelemeyi hoşgörü sanan bir toplum asla uzlaşma kültürünü hayata geçiremez.

Hoşgörülü insan; konulara ve sorunlara, koşulsuz ve önyargısız bakmayı bilir. Anlamaya çalışır, çünkü anlayamadığınız her şey size sorun olacaktır.

Anlayabilmenin ön şartı olumlu düşünmek ve olumlu yaklaşım becerisi kazanmaktan geçer. Olumlu düşünce ve yaklaşım anlamayı kolaylaştırır, sizi bilgeliğe adım adım yaklaştırır ve rahmet kapılarının açılmasına olanak sağlar. Tasa, kaygı ve korku olumlu yaklaşım becerilerinin engelleri olduğu gibi anlamayı da güçleştirerek bilgelik yolunda ilerlememize engel olur.

Anlayabildiğiniz her şey size ön yargılarınızın ve dayatmalarınızın test edilmesine imkan sağladığı gibi, yanlışlarınızla döne bilme fırsatını yakalayarak bilgilerinizi pekiştirir.

Büyük adamların en temel özelliği anlamak için çaba sarf etmek ve olumlu yaklaşım becerileri kazanarak, nasıl yapabilirime odaklanmaktır. Büyük adamlar anlayışlarıyla, düşünce ve davranışlarında küçük olduğu noktaları görebilen, test edebilen ve yanlışlarından dönmeyi becerebilen, eksiklerini görerek geliştirebilen insanlardır.

Önyargı ve dayatmalarımızın katılığı; sizlerin kin ve nefret duymanıza, başkalarını dışlamanıza , alanlarınızı daraltmaya ve sonunda da yalnızlığınıza neden olur. İşte bu nedenle büyük adamlar kin duymaz,öç almaya yeltenmez ve yalnızca böylesine bayağı davranışlarda bulunma arzularının nedenlerini anlamaya çalışırlar. Bu nedenle de büyük adamlar; sevginin, erdemin ve bilgeliğin önderleri olur, birleştirici ve bütünleştirici özellikleri ön plana çıkar.

Kendinizi anlamadan başkalarını anlayabilmek oldukça zordur. Kendi yanlışlarınızı düzeltmeden başkalarının yanlışlarını da düzeltemezsiniz.

Hoşgörü olumlu düşünce ile anlamak, anlamaya çaba sarf etmektir. Anladığınızda da olumlu düşüncenin gücüyle, olumlu ve ortak paydaları görebilir, uzlaşmaya varabilirsiniz.

Uzlaşma birlikteliği, sevgiyi dayanışma ve yardımlaşma arzularını besler. O andan itibaren de sorunlar çözümlenmeye başlar, üreticilik ve yaratıcılığınız artar. Yetenekleriniz geliştikçe “Deniz bitti” edebiyatı yapmaktan vazgeçersiniz.

Hoşgörülü günler dileğiyle…

“Bir insan, ülke ve milletine yararlı bir iş yaparken, gözünden bir an uzak bulundurmama zorunda olduğu genel kural, milletin gerçek eğilimleridir.”

M. Kemal ATATÜRK

 

project-success

Kolay Başarı Yoktur

Emek vermeden büyük amaçlara ulaşılamaz. Yalnızca fırsat kollayıp dışımızdaki etkenlerin dengesinden yararlanarak; kendimiz hiçbir çaba harcamadan sonuca varamayız. Planlı, düzenli, sürekli çalışmayı yaşama biçimi edinmemiz şarttır.

Böyle bir canlanmayı göstermemek için toplumumuz diretiyor. Çalışmak ise, bedensel ve ruhsal sağlığı korumanın önemli gereklerinden biridir. Tembellerin bedensel ve ruhsal sağlıkları bozuktur.

Sen yaşarsan, sevdiklerine ve ülkene iyi şeyler kazandırabilirsin. Ölürsen; onları da öldürmüş olursun. Oysa başarı yolunda durmadan, aksatmadan, unutmadan, bıkmadan düzenli çalışmak gerekir.

İyi sonuç almak için kesinlikle iyi bir planlama şarttır. Amaca uygun irade, hiç eksilmeden ayakta olmalıdır. Çoğu zaman işe bir yenilik getirmek; kimsenin bilmediği buluşlar yapmak gerekir. İşle kaynaşmak; amaçla bütünleşmek şarttır.

Aynı kural, toplumlar için de gereklidir. Ülke ne kadar birlik ve bütünlük içinde olursa; amaçlarına yoğunlaşırsa, şansı ve gücü artar. Halk bir amaçta candan bütünleşirse, onu kesinlikle gerçekleştirir.

Toplumun kendi geleceği ve mutluluğu için tüm konularda, bütünlük içinde olması, toplumsal amaçlara yoğunlaşarak durmadan coşkulu bir süreklilikle çabalaması gerekir.

 

 

The_whole_mob!small5

Kaçak Kurslarla İlgili

Kaçak Kurslar ile 625 Sayılı Yasaya Bağlı Kurslar Arasındaki Farklar

625 SAYILI YASAYA BAĞLI KURSLAR

KAÇAK KURSLAR

1

Yasal bir statüde ve resmi denetim altındadır. Yasal değildir ve tamamen denetim dışıdır.

2

M.E.B. onaylı Kurs bitirme belgesi verirler. Kurs bitirme belgesi veremezler.

3

Planlanmış,programlanmış ve denetim altında bir sistemle eğitim-öğretim gerçekleştirilir. Belirli bir planı yoktur. Kişisel insiyatife bağlıdır.

4

Öğretmenin formasyonu ve yeterlilikleri denetim altındadır. Kimin tarafından verildiği açık değildir.Öğretmen yetersizliği kamufle edilebilir.

5

Standartlara uygun ortamlarda yapılmaktadır. Genellikle ev ve büro gibi öğretime uygun olmayan ortamlarda yapılmaktadır.

6

İstihdam yaratır, vergi ve sigorta kapsamındadır, devlete mali destek sağlar. Kayıt dışıdır, tamamıyla kaçaktır.

7

Ders saat süresinin tamamı ders ile dolu geçmektedir. Karşılıklı sohbetlerle dersin büyük bölümü aksar.

8

Konu testleri, sınavlar ve çeşitli meteryallerle bilgi pekiştirilir. Öğrenci toplu sınava giremediği gibi, karşılaştırma şansı da yoktur.

EBU_4226

Meslek Edindirmenin Önemi

Gençlerimiz için iş bulmak mı önemli? Gösterişli diplomalar alıp, boşta kalmak mı?

Almanya kalkınmasını, mesleğe yönlendirmeyi ilkokulda yaparak sağladı. Bizde ise üretime yönelmeden yıllar süren okullar ve üniversite, nüfusun çoğunu üretimden koparıyor. Tüketime sevkediyor. Bu sonuç, mesleğe yönlendirmenin erken yaşta başlaması ve pratik meslek kursları ile sağlanmıştır.

Herkes işine erken yaşta kavuşmalı; eğitimini meslek içinde sürdürme ve ilerleme şansına da sahip olmalı. Milletin katrilyonlar ve gençlerin altın yılları boşa harcanarak; diplomalı işsizler yetiştirmek, ülkeyi batırıyor.

Her çeşit liselerin yüzde doksanını; uygulamalı meslek okullarına çevirmeli, bunlarda da üretime geçilmeli.

En az 181 değişik dalda pratik veren kurslar desteklenmeli. Çocuklar mesleğini öğrenip, yapmaya küçük yaşta başlamalılar. İşlerini iyi yapanlar sivrilip, o dalda en yüksek eğitimleri alabilmelidir. herkesin yöneleceği meslek grubu, zorunlu eğitimin ortalarında belli edilip, o bilgilerin yoğunlaştırılması ve pratiğin başlatılması şarttır. Bizi uzay çağına ulaştıranlar; iyi giyinen, kendini kral sanan, hiç üretmeyen, hiç yararı olmayan, aristokrat özentileri değildir.

İnsanlığı aydınlatan ve ilerletenler, kendi dalında en ince bilgileri ve milyonlarca ayrıntıyı bilen, pratikte ustalaşmış, konusunda yıllarca yoğunlaşmış uzmanlardır.

Çıraklık, kalfalık, ustalık sistemi de, ahilik ve lonca düzeni de, devlete kapılanmaktan başka hiçbir şansı olmayan diplomalılar üreten sistemlerden iyidir.

Köylerde, şehirlerde, her sokakta, her apartmanda marangoza, mobilyacıya, muslukçuya, sucuya, pratik iş gören yüzlerce çeşit ustaya, onarıcıya şirketlerde bilgisayarı, muhasebeyi, yabancı dili, ithalatı-ihracatı iyi bilen yetişmiş elemana gerek duyuluyor. Bunlar yok! ama milyonlarca , Milli Eğitimin denetiminde olmayan dernek, vakıf ve belediyelerden yetersiz eğitimle ölçme, değerlendirmesi olmayan, kartvizit dağıtır gibi sözde sertifikalandırılan gençlerle, lise ve hatta üniversite bitirmiş işsiz genç var.

Bir takım dernek, vakıf ve belediyeler Milli Eğitimin denetim ve gözetiminde olmadan, amaçsız ve plansız, yetersiz, sözde eğitimcilerle kaçak eğitim yapacaklarına, üretime yönelik donanımları hazırlayarak ve kurarak bunları Milli Eğitimin ve eğitimde uzmanlaşmış meslek kurslarının emrine vererek insanlara ve devletimize daha faydalı olurlar.

Bilim ve teknik öğreniminin faaliyet merkezi okuldur.

M. Kemal ATATÜRK