hoşgörü1

Hoşgörü ve Uzlaşma En Temel Sorunumuzdur.

İster bireysel olsun isterse de toplumsal, olmayan şeyler daima arzu edilir. En çok olmasını arzu ettiğimiz şeyleri ağzımıza sakız ederiz, çünkü yok olan odur.

Ülkemiz insanlarının en çok istediği ve arzu ettiği şeyde hoşgörü ve uzlaşmadır. Yok olanda odur, yaşanan kültür değerleri olarak hayat bulmayan en temel sorunlarımız hoşgörü ve uzlaşmadır.

Hoşgörü ve uzlaşmanın bir erdem ve bilgeliğin gereği olduğunu bilmemize rağmen, yaşamın kültürel değerleri olması yönünde en az çaba harcadığımız şeylerin başında gelir. Bu nedenle ülkemiz ve insanlarının sorunları bir türlü çözülemez.

Sorun üstüne sorun üretmek bela ve musibetlerle dolu bir yaşam sürmek, acılarla dolu arabesk bir yaşamı benimsemek ortak kaderlerimiz oluyorsa, Hoşgörü ve Uzlaşma kültürünün yaşam biçimi olmamasındandır.

Hoşgörü uzlaşmanın temelidir. Hoşgörü bir yaşam kültürü olarak benimsenmedikçe ve toplumsal kültürün temel unsuru olmadıkça, uzlaşmaya varılması pek mümkün olmayacağı gibi yaşam kültürü olabilmesi de hemen hemen imkansızdır. Bireysel ve toplumsal olarak da hoşgörünün ne olduğunu tam olarak ta anlayabilmiş değiliz. Farklı fikir, düşünce ve eylemlere katılmamayı ama saygı duymayı hoşgörü olarak değerlendiririz. Pek çoğumuzun yaptığı şudur:

“katılmıyorum” veya “katılmam mümkün değil” diye söze başlar ve kendi dayatmalarımızı kabul etmeye çalışarak yoğun çaba sarf ederiz, kabul ettiremediğimiz zaman diğerlerinin fikirlerine saygı duyduğumuzu nezaketen söyleriz. İşte bu nedenle de nezaketen söylediğimiz şeyleri de hoşgörü zan ederiz.

Dayatmalarımızı ertelemeyi, ısrardan şimdilik kendi isteğinizle vazgeçmeyi ve bunu nazikçe söylemeyi hoşgörü olduğunu zanneden bir birey ve toplum, hoşgörü ve uzlaşma kültürünü asla yaşam tarzına dönüştüremez. Nezaketen söylediğimizle içimizde sakladığımız şeyler çok farklıdır.

Asıl söylemek islediğimizi hep içimizde saklarız. Karşımızdaki farklı görüş sahibi de bunu pek iyi anlar ve o da kendi arzusunu içinde saklar, tıpkı kendimizin yaptığı gibi. Vermek istediğimiz ve nezaketen söylemek zorunda kaldığımız “saygı duyuyorum” mesaj şudur. “şu anda sana gücüm yetmiyor, sana haddini bildirmeyi şimdilik erteliyorum, ama bundan vazgeçmiş değilim, yakında görürsün.”

Haddini bildirme arzusunu ertelemeyi hoşgörü sanan bir toplum asla uzlaşma kültürünü hayata geçiremez.

Hoşgörülü insan; konulara ve sorunlara, koşulsuz ve önyargısız bakmayı bilir. Anlamaya çalışır, çünkü anlayamadığınız her şey size sorun olacaktır.

Anlayabilmenin ön şartı olumlu düşünmek ve olumlu yaklaşım becerisi kazanmaktan geçer. Olumlu düşünce ve yaklaşım anlamayı kolaylaştırır, sizi bilgeliğe adım adım yaklaştırır ve rahmet kapılarının açılmasına olanak sağlar. Tasa, kaygı ve korku olumlu yaklaşım becerilerinin engelleri olduğu gibi anlamayı da güçleştirerek bilgelik yolunda ilerlememize engel olur.

Anlayabildiğiniz her şey size ön yargılarınızın ve dayatmalarınızın test edilmesine imkan sağladığı gibi, yanlışlarınızla döne bilme fırsatını yakalayarak bilgilerinizi pekiştirir.

Büyük adamların en temel özelliği anlamak için çaba sarf etmek ve olumlu yaklaşım becerileri kazanarak, nasıl yapabilirime odaklanmaktır. Büyük adamlar anlayışlarıyla, düşünce ve davranışlarında küçük olduğu noktaları görebilen, test edebilen ve yanlışlarından dönmeyi becerebilen, eksiklerini görerek geliştirebilen insanlardır.

Önyargı ve dayatmalarımızın katılığı; sizlerin kin ve nefret duymanıza, başkalarını dışlamanıza , alanlarınızı daraltmaya ve sonunda da yalnızlığınıza neden olur. İşte bu nedenle büyük adamlar kin duymaz,öç almaya yeltenmez ve yalnızca böylesine bayağı davranışlarda bulunma arzularının nedenlerini anlamaya çalışırlar. Bu nedenle de büyük adamlar; sevginin, erdemin ve bilgeliğin önderleri olur, birleştirici ve bütünleştirici özellikleri ön plana çıkar.

Kendinizi anlamadan başkalarını anlayabilmek oldukça zordur. Kendi yanlışlarınızı düzeltmeden başkalarının yanlışlarını da düzeltemezsiniz.

Hoşgörü olumlu düşünce ile anlamak, anlamaya çaba sarf etmektir. Anladığınızda da olumlu düşüncenin gücüyle, olumlu ve ortak paydaları görebilir, uzlaşmaya varabilirsiniz.

Uzlaşma birlikteliği, sevgiyi dayanışma ve yardımlaşma arzularını besler. O andan itibaren de sorunlar çözümlenmeye başlar, üreticilik ve yaratıcılığınız artar. Yetenekleriniz geliştikçe “Deniz bitti” edebiyatı yapmaktan vazgeçersiniz.

Hoşgörülü günler dileğiyle…

“Bir insan, ülke ve milletine yararlı bir iş yaparken, gözünden bir an uzak bulundurmama zorunda olduğu genel kural, milletin gerçek eğilimleridir.”

M. Kemal ATATÜRK